9 Ekim 2019 Çarşamba

İlk Kalp Atışı - 2. Bölüm


Tenefüs zili çalınca Aslı, Emeli koridorda kolundan yakaladı.

-sonunda teklif etti nerdeydin? Neden sınıfa gelmedin ki ya harikaydı, durakta yanıma geldi sonunda benden hoşlanıyormuş inanabiliyor musun?

Aslı nefes almadan anlatmaya devam ediyordu ve evet Aslı’dan hoşlanmasına gerçekten de inanıyordum çünkü önce Aslı hoşlanmıştı her zamanki gibi. Daha hazırlık sınıfında Aslının en iyi arkadaşım olacağını anlamıştım çünkü yanıma oturup,

-Selam ben Aslı kirpiklerine bayıldım demişti

O ana kadar kirpiklerim olduğundan bile emin değildim. Okul çıkışı beraber yürümüştük ve işte dört yılın ardından yine kol kola yürüyorduk .

Ve hala anlatıyordu, Faruk çok yakışıklıydı evet ama Aslıya göre önceki sevgilisi Mert de öyleydi  ve önceki Ali de ve kimdi o çok fazla isim çok fazla diye geçirdim içimden …

Sonraki dersler aynı cümbüşle ilerledi.

Öğlen arası geldiğinde eşyalarını alıp basket sahasının arkasına dolaştılar burası her zaman sessizdi, bahçenin en çok bu köşesini severdim bugün değil diye geçirdim içimden mutsuzca.

Köşeyi döndüklerinde Faruk ve Ender çoktan ordaydı 4. Kattan inmekle 1. Kattan inmek arasında epey fark oluyordur tabii diye düşündüm.

Farukların sınıfı giriş katında idarenin ve öğretmenler odasının tam karşısındaydı

-Selam dedi Aslı Faruk ‘un yanına yaklaşırken ve yüzümü ekşitmemeye çalıştım…

Biraz oturup öğrencilerin toplanıp da yola çıkmalarını bekledik.

Faruk akşamki maçı anlatıyordu Aslının ilgisini çekeceğini düşünüyor olması çok ilginç doğrusu, Aslı hiç hoşlanmazdı futboldan ama dinliyordu işte değil mi .?

Hepimiz sadece dinliyorduk.

Yarım saat sonra ön bahçeden hiç ses gelmeyince tepedeki yola doğru yürümeye başladık. Bu yolu çok seviyordum, hafta sonları dershaneye giderken kullandığım, bir tarafı neredeyse uçurum yüksekliğinde kayaların üzerinde duran ve uçsuz bucaksız denizin size eşlik ettiği bir yoldu. Çevrede ev yok, sokak yok yalnızca yol …

Yürümek en çok bu yolda güzel oluyordu yani önceden öyle oluyordu.

Aslı Faruk ile biraz ilerden yürüyordu hemen arkalarından ilerleyen Ender ile aramda birkaç adım bırakmaya özen göstererek ilerliyordum.

grubun evcil hayvanıymışım gibi hissetmeden yürüdüğüm zamanlarda bu yol güzeldi.

Her zamankinden daha uzun süren yol Meydana çıktığında derin bir nefes aldım. Birkaç kıyafet mağazasını ve yeni açılan hamburgerciyi de geçince sinemaya varmıştık. Şu an en olmak istemediğim yerdeydim ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Aslı 4 afişe şöyle bir bakıp da birini hemen seçmişti, ne seçtiğini hiç fark etmediğinden o kadar emindim ki gülümsemeden edemedim.

Faruk

-Tamam olur hadi gişeye geçelim dedi

Aslıyı kolundan köşeye çekip ben filme girmeyeceğim dedim.

Şöyle bir baktı suratıma ama en iyi arkadaş olmanın verdiği farklı bir iletişim şekli vardı ki; gözlerden anlayabiliyor olman sebepleri 

Tamam ama sıkılmayacak mısın beklerken dedi. Tam ben eve giderim demek için ağzımı açmıştım ki Ender lafa atladı .

-Dolaşırız biz sahile doğru sıkılmaz hem tek başına dedi .

Sanırım bu Aslının işine daha çok geldi sonuçta Faruk’la yalnız kalacaktı ve bu onun isteğiyle olmamıştı. Onları sinemaya bırakıp aynı caddeden geriye doğru yürürken

-ben eve gidiyorum deyip otobüs duraklarına doğru hızlandım.

Her zaman yedek bir biletim olurdu ve şu an her türlü yedek bileti harcayabileceğim çok da uygun bir durumdu.

Ender bundan hiç de hoşlanmadığını belli eder şekilde hızlanıp önüme geçti

-Alt tarafı yürüyeceğiz bir saat Aslıyı da beklemiş olacaksın yemem seni dedi.

Verecek bir cevabım yoktu sadece orda durmak da istemiyordum Enderle bir saat daha yürümeyi ise hiç istemiyordum. Konuşkan bir insan sayılmasam da hiç konuşmadan onca zaman durmak işkenceye dönüşmüştü.

-Yapmam gereken proje ödevim var Aslı biliyor.

Deyip otobüse atladım.

Ensemdeki tüyler diken diken olmuştu o kadar öfkeli bir sesle konuşmuştu ki Ender; otobüse bindiğimde ancak düşünme fırsatım oldu acaba kalbini mi kırdım yani biraz hakaret gibi olmuştu, sanki. Sonuçta çok da iyi tanımıyordum ama zarar geleceğini de zannetmiyordum.



Kapıdan içeri girdiğimde yüzüme çarpan sıcaklık annemin bugün evde olduğunu anlamama yeterliydi. Babamın sobayı yakma zahmetine girdiğini hiç görmemiştim. Elimdeki çantayı kapının yanındaki ayakkabılığa bırakıp salona bir göz atınca küçük kız kardeşimi gördüm. Bir yandan çirkin saçlı bebeğiyle oynuyor bir yandan da televizyondan gelen türkü seslerine eşlik ediyordu.

Koridorda yürüyüp mutfağa baktım annem ocağın başında durmuş sanırım ki reçel kaynatıyordu tatlı bir şeyler kokuyordu çünkü.

O kadar canım sıkkındı ki

-Anne yemek yok mu derken sesimdeki öfkeye hakim olamadım.

Annem her zaman sakindir, hep sakin babamın tüm hakaret ve küfürlerine rağmen sakin, bu kadar sakin olmak zorunda mıydı sanki.

Onun suçu değildi ama biraz tepki veremez miydi sanki… Daha da canım sıkıldı masaya çöktüm sessizce beklemeye başladım.

Anneme bir de benim bağırmama gerek yoktu.

Önüme pilav üstü kuru fasulye koydu annem dumanı tütüyordu demek ki yeni pişmişti karnım gerçekten acıkmıştı.

-eline sağlık anacım dedim kalbini kırmışsam az önce belki böyle gönlünü alabilirdim.

Annem sakince nuş olsun deyip ocağın başına döndü.

Bu kez reçeli kime kaynatıyordu acaba diye geçirdim içimden, koca tencere reçel pişiriyordu ama ancak yarım kavanozu evde kalıyordu diğerleri satılmak için pazara indiriyordu annem.

Bir saat yirmi beş dakika otobüs durağında oturup otobüsün ardından bakmakla kazanamadığım sakin ruh hali annemde vardı bir nebze özenmedim değil.

Sadece yürüyecektik başka bir şey dememiştim ki herhangi bir şeye kızmasın diye Meydana yürürken aklımdan geçen cümlelerin hiç birini kurmaya cesaret edememiştim. Yol konuşmayınca bitmek bilmemişti ama nasılsa sahile yürürken konuşuruz diye düşünüyordum. Emelin ne düşündüğünü anladığımda çok geç olmuştu .







....  2. Bölüm sonu …

24 Eylül 2019 Salı

İlk Kalp Atışı

Ne olduğunu düşünüyordum her adımda
neden?
yani şimdi nasıl oldu peki ...

gözlerimden damlalar durmadan düşerken tek düşünebildiğim neden oldu 



bir yıl öncesi....


Her zamanki günlerden biriydi, bir defterim ve bir-iki kitabım ile okul yolundaydım.
Artık otomatikleşmişti adımlarım çünkü her sabah aynı yol aynı yüzler aynı merdivenler…
Aynılığın dayanılmaz karmaşasında yaşıyordum sanki.
Son köşeyi dönüp de okulun yüksek demir kapılarını gördüğümde gözüme en yakın arkadaşım ilişti. Kapının yanında bekliyordu, demek ki bu sabah onun adımları daha hızlıymış diye düşündüm.
Çünkü o da aynılığın kaldırımlarında yürüyordu her sabah yalnızca bu sabah daha hızlı...
Yüzüne baktığımda farklı bir şeyler olduğunu sezdim, evet kesinlikle farklı bir şeyler vardı.
En azından bugün dinleyeceğim ilginç bir hikâye olduğu kesin diye geçirdim içinden.
-Emel dün okul çıkışında ne olduğuna inanamayacaksın Faruk benimle konuştu...
Eh dünden daha az sıkıcı bir gün olacağı kesinleşmiş oldu bu cümleyle…
Birlikte sınıfımızın sırasına doğru ilerledik çok heyecanlıydı Aslı, nasıl olmasındı ki bir haftadan uzun süredir Faruk’un gelip onunla konuşmasını bekliyordu. Evet, bu olacaktı ama bir hafta cidden uzun bir süreydi. Aslı’nın birine bakmaya başlamasının ardından geçen çok uzun bir süre…
Sıramız en sondaydı çünkü en kıdemli sınıf bizdik 12 kişilik sınıfımız okulun gözdesiydi en iyilerin toplandığı, süper lisenin sayısal ağırlıklı süper sınıfı,  eh en azından notlarımız ve seviye sınav sonuçlarımız bunu doğruluyordu...
Müdürümüz ki o olmasaydı muhtemelen matematikte ikiyle ikiyi toplamakla kalırdık, muhteşem bir matematikçiydi neden eğitmenlikte kendini heba edecek kadar idealdi ki acaba? Her neyse  o gün yarım gün okulda kalacağımızı öğleden sonra ise hemen yakınlardaki bir garnizona ziyarette bulunacağımızı söyledi eşyalarımızı okulda bırakacakmışız  bu kötüydü işte, bir yerlere kaçıp test çözebilirdim analitik geometri kitabımı yeni alabilmiştim ve Selçuk’tan evvel bitirmek istiyordum. Sınıfımızın diğer ineğiydi Selçuk ve hep benden bir adım ilerdeydi, ne de olsa ihtiyaç olan kitabın o gün alabilen bir ailesinin olması onun şansıydı.
Evet, aile bir şanstı benim gözümde. 
Sahip olmakta hiç bir etkinin olmadığı ve şansına göre içine girdiğin değişemeyeceğin bir durumdu aile…

İlk ders felsefeydi; bu güzel en azından sessiz olduğumuz sürece ne yaptığımızla ilgilenmeyen sohbet etmek isteyenlerle mantık yürüten sherlock holmes ceketi ile ortalıkta dolaşan hocamızı seviyordum.
Felsefe demek yanımda defter kitap getirmemi gerektirmeyen ve istediğim kadar test çözebileceğim ders demekti ve istediğim yerde yani eğer hocam iyi günündeyse izin koparıp dikkatim dağılmadan test çözebileceğim   kütüphanede geçirebilirdim.
 İyi günlerden biri devam ediyordu, iznimi alıp kütüphaneye yollandım.
Sessizlik huzur demekti ta ki kapı açılana kadar Ender kapıdan bana bakıyordu çok saçma onun sınıfında olması gerekiyordu tam da Aslı’nın Faruk’unun yanında 
Canım sıkılmıştı ne işi vardı ki burda?
Aptal bir gülümseme vardı yüzünde varla yok arası 
İçeri girip kapıyı kapattı masanın yanındaki sandalyeye çöküp ayaklarını pencerenin pervazına uzattı,  orayı yeni temizlemiştim ben ne kadar sinir bozucu diye düşündüm…
-sıkılmıyor musun? dedi 
-Neyden? diyebildim 
-Sürekli soru çözmekten 
-Sürekli soru çözmüyorum dedim iyice sinir olmuştum sürekli soru çözmüyorum kii!
-Neden geldin? dedim 
Sanki hiçbir şey sormamışım gibi önümdeki kitabı aldı 
-Buna ne zaman başladın geçen kimyayı daha yarılamamıştın?  diye sordu sanki ben hiç konuşmamışım gibi.
Kimya kitabımı nerde görmüştü? Beni nerde görmüştü?
-O bitti. dedim kısık bir sesle
-Çok fazla soru çözüyorsun
-Fazla soru diye bir şey yok !
-Arkadaş olmamız gerekiyor biliyorsun değil mi artık ?
-Nasıl yani neden?
 Dedim ama o an cevap aklımda belirdi Aslı ve Faruk 
Of! Teklif etmişti Faruk ve Aslı kabul etmişti test çözmek için buraya gelmemiş olsam belli ki Aslı bomba haberi verecekti bana sevgililerdi… 
Bu seferki inanılmaz aşkı ne kadar sürecek acaba diye düşümdüm pencereden dışarı bakarak ve o süre boyunca onun arkasını kollayan en iyi arkadaş olmam gerekiyor bir de ayrıldığında yanında durmam … Of!
En iyi arkadaş olmak böyle bir şeydi son bir yıldır.
Ender kitabı kapattı.
-Hadi arkadaş olalım. 
-Neden dedim
 Ama neden ortadaydı o da Faruk’un arkasını kolluyordu ve biz artık beraber kollayıcılardık 
-Arkadaş olmamız şart değil
Edinmek istediğim türden bir arkadaş değildi okulun en haylaz sınıfının en haylazı, adı disiplin kurulunda en çok geçen isimdi…
Biliyordum çünkü kurulun yazmanıydım tüm kararları yazıyordum müdür imzalıyordu.
İki kere uzaklaştırma almıştı yanlış anımsamıyorsam tabii Faruk da beraber.
Ah aslı o olmak zorunda mıydı?
-Korkma ben kimseyi yemem dedi 
Yüzümdeki ifadeden ne anlamıştı bilemiyorum ama aklımdan geçenlerin yarısı bile yüzüme sığmazdı muhtemelen.
-Öğleden sonra eşyalarını arka bahçeye bırak garnizona gitmeyeceğiz.
-nasıl yani neden ama? Diyecek oldum 
İtirazlarım bir yere ulaşmadı 
-Sinemaya gidiyoruz.
Sinema mı? Benim sinemaya gidecek param yoktu ki! Belki hafta sonu olsa olurdu tabii eğer dershaneye giderken otobüse binmek yerine yürür ve eğer kumbaramdan da ilave yaparsam evet sinemaya gidebilirdim. 
Ama bugün mümkün değildi. 
-Hadi Emel eğlence için biraz vakit ayır bir daha genç olmayacaksın. 
Genç olmayacağım evet ama ne olacağım ki diye düşündüm. 
-Sinemaya gidemem
 Bir bahane bulamıyordum Aslı gidecekse ben de gidecektim yok yazılmanın bir önemi yoktu ama sinema olmazdı. 
-Tamam, biz sahilde oturup bekleriz kalabalığı sevmiyorsun değil mi?  
Evet, sevmiyordum ama bunu sesli söylemedim. 
Yani kim oluyordu da beni yargılamaya başlamıştı ki?! 
Bu güne kadar tek kelime konuşmamıştık bile
Birden kalktı ve hiçbir şey söylemeden çıkıp gitti ..
Arkasından ağzım açık baka kalırken artık koordinatlar bana bir şey ifade etmiyordu sorular kaldı, dersin bitmesini saçma bir hırsla bekledim. 
Rafları düzelttim zaten yüz kere yaptığım sıralama işinden sonra dağınık veya yeri değişik bir kitap bile yoktu ama bir şeyler yapmalıydım. Öfkeliydim evet yani kızgınlıktan değilse kalbim neden deli gibi atıyordu ki ?


....

1.bölüm sonu yorumlarınızı bekliyorum sevgiler blog dostlarım 

15 Eylül 2019 Pazar

Ve öldüm




Ve öldüm yavaşça
Zaman içinde öldüm
Küçük yaralarım müsebbibi
Ama öldüm sonunda
Bir gün batımıydı
Çok da küçük bir yaraydı
Bilemezdin ki
son damlaydı dökülen
Ve ben öldüm...

H. Y. Y. 

23 Ağustos 2019 Cuma

Susmak


Bazen 
hiçlikte
Hiç kimseyle
Hiç birşeyde
Olmaya ihtiyacın vardır
Ama
Hayat senin ihtiyaçların değildir
İnadına konuşmaya zorlar
Çünkü hayat ihtiyaçlarına kavuştuğun yer
Değildir... 



6 Ağustos 2019 Salı

Güz Gülleri



Pencerenin aralığından sızan rüzgar 
sonbahar kokuyor 
Ah benim kurulmamış hayallerim 
kuytularda kayboluyor







7 Haziran 2019 Cuma

Dedi Meczup



Bildin mi nedir Hayat?
Zor o yoldayken görmek zamanı,
Ve sen zamanda salınan bir yaprak …
Bildin mi nedir Dost ?
Zor iyi günde görmek ruhunu,
Ve sen kalplerde kaybolmuş bir kuğu…
Bildin mi nedir Aşk ?
Ah öyle zor ki görmek bu rüyayı ,
Ve sen hayatta hep aldanan bir aşık …






Not: bunu tarihten de anlaşılacağı gibi epey vakit oluyor yazalı fakat yayınlamak için doğum günümü bekledim 
çünkü olması gereken oydu 
bu tamamen bana dair bir özet
 her yıl olduğu gibi doğum günümde bir özdeğerlendirme 
her doğum günümde olduğu gibi 
hayata tanım bulma çabalarımdan kendi sınırlı bakış açımdan tabii ki 

sevgiler iyi ki doğmuşumdur belki ... 


21 Mayıs 2019 Salı

Rüya

Rüya 

Küçük bir rüya ile başladı kalp atışı ,
Özlemin girdi rüyalarıma önce 
Sonra gerçek oldun sandım 
Meğer rüyalarım ömrüm olmuş bilemedim 
Ellerim üşüdü önce rüzgardan sandım 
Meğer gidişinmiş göremedim 






not: yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerde yorumlarınızı sabırsızlıkla bekleyerek buraya ekliyorum :)